makaleler
Bireysel Gelişim
Performans arttırmanın altın kuralları
GÜNÜNÜZÜ NASIL ALIRDINIZ ?
 
Güne nasıl başladığınız çok önemlidir. Tıpkı günü nasıl bitirdiğiniz gibi. Eğer iyi  ve keyifli bir gün geçirmişseniz, aynı iyilik ve keyifte dalarsınız uykuya. Uykunuz sizi hem dinlendirir hem de güzel rüyalarla enerjinizi yükseltir. İyi bir uykununsa çoğu zaman maalesef hasretini çekeriz.
 
Güne nasıl başladığınız çok önemlidir dedik, devam ediyorum günü nasıl devam ettirdiğiniz ve nasıl bitirdiğiniz de çok ama çoook önemlidir. Gün yirmidört saat ve her dakikasını etkileyen birçok faktör var. Bizim kontrolümüzde olanlar ve olmayanlar. Ancak en önemli faktör biziz. Şimdi sorsam “gününüzü berbat etmek ister misiniz ?” ya da “Gününüzü berbat etmelerine izin verir misiniz ?” diye, hep bir ağızdan “hayır” deriz. Ama günümüzü kimi zaman kendimiz, kimi zaman da başkaları berbat edebilir. Ne oldu o zaman hani “hayır” demiştik. Sabah uyanıp gözümüzü açtığımızda başlar günlük aktivitelerimiz. Öncelikle size önerim yataktan çıldırmış gibi fırlamayın. “Ahh saat çaldı hemen kalkmalıyım banyoya girmeliyim ne giyeceğim Allahım bu da olmadı saçımda olmadı makyaj yapmam lazım eşim çorabını bulamıyor çocuğu hazırlamam lazım vs vs”.
Şimdi biraz durun lütfen ve deeeeriin bir nefes alın, yavaaş yavaaş veriiin. Rahatlayın.
Her sabah uyandığınız saatten on dakika önceye ayarlayın saatinizi, kıyafetlerinizi akşamdan hazırlayın ya da en azından belirleyin, sabah sizi strese sokmayacak şekilde hazırlayın evdeki düzeni ( çocuğun hazırlığı için gerekli olanlar, köpek ya da kedinin bakımı için hazırlık ) eşinizin çoraplarının yerini öğrenmesini sağlayın ve aynı düzenlemeleri yapması için teşvik edin. Tüm bu düzenlemeleri yaptıktan sonra sabah saatiniz çaldığında gözlerinizi açın ve esneme egzersizleri yaparak gevşeyin, yavaşça yataktan çıkarak camı açın  ve temiz bir hava soluyup gün ışığının  içeri girmesini sağlayın. Banyoda yüzünüzü sizi üşütmeyecek ılıklıkta bir su ile yıkayın ve mümkünse tüm bunları sizi keyiflendirecek ve güne motive edecek bir müzikle yapın. En azından banyoda küçük bir radyo bulundurun ve kişisel bakımınızı müzik eşliğinde yapın. Kendinize gülümseyin. Evet evet gülümseyin. Çünkü her şey “sizinle” başlar. En güçlü motivasyon kaynağının kendiniz olduğunu unutmayın. Olumlu düşünceler motivasyonunuzu arttırırken, olumsuzlar zehir etkisi yapar.
 
Zamanınızı iyi planlayın, işlerinizi sürekli bir yerlere yetişmek kaygısıyla yaparsanız hem keyif almazsanız hem de enerjinizi doğru kullanmamış olursunuz. Günlük planlarınızı dikkatli ve özenli yapın, en önemlisi gerçekçi olsun.
 
Güne iyi başlarsanız, bu o günün çok iyi geçeceğinin garantisi olmayabilir, ancak kötü geçmeyeceğinin garantisi olabilir. Çünkü karşılaşacağınız olumsuz olaylar karşısında vereceğimiz tepkileri kontrol edebiliriz. Olayları kontrol edemeyebiliriz, ancak tepkilerimiz bizim kontrolümüzdedir. Kendi kişisel performansınızı düşürecek faktörleri ortadan kaldırırsanız, iş yaşamınızdaki performans düşüklüğünü de önlemiş olursunuz. Özel yaşamınızdaki denge de doğal olarak oluşur.
 
Zamanınızı daha iyi planlamanın size özgün yollarını bulmak ve stresle başetmeniz için yaşam koçları sizin en önemli destekçileriniz olarak yanınızda yer alıyorlar.
 
 
Demet Uyar Ezerler
 
İş yerimiz günümüzün en fazla zamanını geçirdiğimiz mekan ve işimiz beynimizi en fazla meşgul eden faaliyetimiz olduğuna göre, bununla ilgili olarak birçok problem yaşamakta, motivasyonumuzu ve dolayısıyla performansımızı azaltan faktörlerle karşı karşıya kalmaktayız.  
 
Burada anahtar nokta çözüm üretme becerisi ve duygusal zekada kitlenmektedir. Bunun ilk boyutu da kişinin “özfarkındalığını” artırmasıdır.
 
§          Neler motivasyonumu düşürüyor?
§          Neler beni sinirlendiriyor?
§          Sinirlendiğim zaman ne tür tepkiler veriyorum?
§          Neler beni heyecanlandırıyor?
§          İş hayatımda kimler bana pozitif enerji veriyor?
§          Ne tür işleri erteleme eğilimim var?
§          Kimlerle kolay anlaşamıyorum?
§          Çatışmaları ne kadar iyi yönetiyorum?
§          Ne tür insanlar ve yaklaşımlar bam telime dokunuyor?
§          Günün hangi zamanları daha verimliyim?
§          Kişisel değerlerim neler ve bunun ne kadarını iş yerimde bulabiliyorum?
§          Güçlü ve gelişmeye açık yönlerim neler?
 
gibi soruların yanıtını ne kadar biliyoruz acaba.
 
Bundan sonraki aşama olan “Özyönetim” ise tepkilerimizi ne kadar kontrol edebildiğimizi kapsamaktadır. Yoga, meditasyon ve NLP gibi yöntemler bu alanda imdadımıza yetişiyor. Yöneticilerin bizi motive etmelerini beklemektense, bizim iç motivasyonumuza sahip çıkmamız başarının kilit noktası olarak karşımıza çıkıyor. İki ünlü araştırmacı, McClelland ve Franz’ın yaptığı çalışma, motivasyonları yüksek kişilerin finansal performanslarının da yüksek olduğunu kanıtlamaktadır.
 
“Sosyal farkındalık” boyutunda ise empatik iletişimin önemi ortaya çıkmaktadır. Başkalarına karşı duyarlı olan insanlar sorunları öngörmekte ve her iki tarafı da memnun edici çözümler bulmakta daha başarılı olmaktadır.  


Duygusal zekanın dördüncü boyutu ise “Sosyal beceriler”.  Bu alanda iletişim, ikna, liderlik gibi yetkinliklerimizi geliştirmemiz gerekmektedir. İş hayatında kimi zaman takım oyuncusu, kimi zaman da takım lideri rolünü oynamaktayız. Her birimiz farklı bireyler olduğumuz için iş hayatında çatışmalar kaçınılmaz olmaktadır. Çözümlenmeyen çatışmalar verimimizi olumsuz etkilemektedir. Yapılması gereken biran önce açık iletişimle yaratıcılığımızı kullanarak “kazan-kazan” sonuçlar için çabalamaktır.  
 
Sonuç olarak kendini tanıyan, tepkilerini yöneten, başkalarına karşı empati gösteren ve sosyal becerilerini geliştiren kişiler iş yerinde karşılaştıkları problemleri kolaylıkla çözmekte ve yüksek performans göstermektedirler. Bunun için ise kişinin kendi kendine çabalaması kolay olmuyor. İşte bu noktada koçlar size ayna tutarak, dinleyerek ve sorularıyla kendinizi keşfetmenizi ve potansiyelinizi açığa çıkarmanızı sağlıyorlar.
 
Volkan Çubukçu
 
İnsanlar özel yaşamlarında olduğu gibi, iş yaşamlarında bir çok beklenti ile hareket ederler.
 
Para, aidiyet, kabul görme, başarı, kariyer yükselme v.b. gibi değişkenler bu beklentilerden bazılarıdır. Kişilerin gerek çevresel faktörler, gerekse bu beklentileri gerçekleştirebileceklerine olan inanç düzeylerindeki artış ve azalışların, kişisel performanslarındaki artış ve azalışlarla doğrudan ilişkili olduğu Stanford Universitesinde araştırmacı yazar ve bilim adamı Albert Bandura’nın “ Bandura Eğrisi “ olarak bilinen çalışması ile de ortaya konulmuştur. Gelecekteki performans artışını garantileyen şey bununla ilgili beklentinin artırılması ile mümkün olmakta; bu beklenti ve inancın oluşturulamadığı ortamlarda ise performansta düşüşler ortaya çıkabilmektedir.
 
Konuya bu açıdan baktığımızda kişilerin performansları ile ilgili beklenti ve inanç düzeylerini en yüksek seviyede tutacak destekleyici ortamların oluşturulması büyük önem taşımaktadır. İster yönetsel düzeyde isterse daha alt seviyelerde faydalanılacak olsun, kurumlarda “Coaching” yaklaşımının benimsenmesi bu soruna ivedi çözüm getirecek en önemli araçlardan birini teşkil etmektedir.

Demet Uyar




biz kimiz
Copyright © 2017 | Powered by